RAHMAN’A DAYAN GÖNLÜM

By in Din - Mitoloji on 8 June 2016

Gece aniden bastıran yağmurun; açık pencereden kulağıma gelen, ruhlarda huzura vesile olan, hiçbir çalgının çıkaramayacağı o müthiş melodisini dinliyordum. Birden -aklıma mı geldi yüreğime mi bilemiyorum- Rabb’imden başka kimsenin yağmuru yağdıramayacağını düşündüm. Bu düşünce yüreğimi sarınca derinlerde bir yerden O’na (c.c) kul olma isteği yükseldi; nefsimin, seytanın, insanların, fani damgası yemiş hiç bir şeyin kulu değil, sadece Rabb’ime kul olma isteği. Bu istek dışarıda yağan yağmur gibi ruhuma serin rahmet damlaları düşürdü sanki. Rabb’imin kullarını ne kadar çok sevdiğini hatırladım. Evet, Rabb’im kullarını çok seviyordu ama aklım illa ki bir karşılaştırma istiyordu kalbime indirmek için. Anneler geldi aklıma. Hani bizlere çok sefkatli ALLAH’ın Resulü bir gün ashabına, yavrusunu arayan ve her bulduğu yavruyu kendi evladı zannedip yüreğine  basan, nihayet kendi yavrusunu bulunca yüreğinin ateşini yavrusuna kavuşmanın serinliğiyle bastıran o anneyi göstererek bu anne yavrusunu ateşe atar mı diye sormuştu. Ashab-ı Kiram, asla atmaz ya Resulallah demişlerdi. Peşinden iki cihan serveri ümmetine Rabb’in sevgisini içinde kitaplar ihtiva eden tek bir cümle ile ifade etmişti:  “İşte, ALLAH (c.c) kullarını bu annenin yavrusunu sevdiğinden daha çok seviyor.”  Bir anne, evladı kaç yaşına gelirse gelsin onu hep küçük yavrusu gibi görmez mi? Yavrusu bir çok yeteneğe sahip olsa bile içinden çıkamadığı, çözüme gidemediği bir noktada annesinden yardım istese, bir anne onun sıkıntısını gidermek için elinden gelen herşeyi yapmaz mı? Zaten bir çok imkanı var, kendi kendine yetiyor, çözsün problemini deyip umursamaz davranabilir mi? Şefkati buna izin verir mi? Benim mantığım ve duygularım; şefkati değil elinden geleni yapmak, yapamayacağı şeyleri dahi yapmaya hazır hale getirir diye cevap veriyor. Peki, bizi annelerimizden katlarca be kat daha çok seven Rabbül-alemin kulunu hiç bırakır mı? İçinden çıkamadım Rabb’im. Bana verdigin emanetleri verimli bir şekilde kullanıp çözüme ulaşmaya çalıştım senin izninle ama yapamıyorum Rabbim; üzülüyorum, acı çekiyorum Rabbim, ne olur bırakma  ellerimi, ne olur bırakma beni Rabb’im deyip acizliğimizi idrak ederek teslim ettik mi kendimizi rahmeti sonsuza? Kul ne zaman unuttu herşeyi Rabb’inin yarattığını, takdir ettiğini, sebeplere ne zaman bu kadar alıştık ve kesin hükümler gibi bağlandık. Resulallah (s.a.v) buyurmuyor mu; “Bütün dünya bir araya gelse bir kula iyilik yapmaya çalışsa, ALLAH’ın takdiri dışında hiç bir iyilik yapamazlar, bütün dünya bir araya gelse kula kötülük yapmaya çalışsa ALLAH’ın takdiri dışında hiç bir kötülük yapamazlar.” Bir bardağı masadan aşağı itersem düşer, belki kırılır ama ALLAH dilerse, o istemezse hiçbir kural işlemez. O bardağın kırılmasını yaratan O’dur. Biz ne zaman bağlandık sebeplere bu kadar! Neden herşeyin başını teşkil eden “Bismillahirrahmanirrahim” ayet-i kerimesinde Rabb’imizin Rahman ve Rahim esması var? Neden diger esmalar degil, el Kadir, el Musavvir, el Ferd.. Gönlüm kendince diyor ki; çünkü, herşeyin mayesi, çekirdegi rahmettir. Rabb’imin rahmetiyle kainat işler, onun rahmeti kuşatmıştır her şeyi. O zaman ne duruyorsun gönlüm , haydi durma! Önce O’na (c.c) koş, önce O’ndan iste gönlüm. Rahman’a dayan gönlüm! Rahman’a dayan gönlüm!

Gülcan Baran

 

15.05.2016

(Visited 177 times, 1 visits today)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *