BOSNA ÜZERİNE

By in Hayat on 23 July 2017

Yalnız Avrupa’nın değil dünya tarihinin yüz karası Bosna katliamı. Ne delik deşik Bosna sokakları, ne Bosna insanı ne de biz unuttuk, unutmayacağız. Komşuları tarafından bir gecede şehrin etrafı çevrilerek kurşuna dizilişin adı Srebrenica. Yardımsever (!) milletlerin  köpeklerine dahi yedirmeyeceği tarihi geçmiş konserve ve kurtlanmış pirinç yardımlarının adı Srebrenica. Sırpların, Türk ve Osmanlı’dan almak istedikleri hıncın adı Srebrenica ve daha nicesi…

Bosna katliamı 1992- 1995 tarihleri arasında yaşandı. Bu kesinlikle bir savaş değil katliamdı, soykırımdı. Yugoslavya’nın çöküşüyle Sovyet blokunu oluşturan etnik gruplar teker teker bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardı. Bosna-Hersek hükümetinin 5 Nisan 1992 yılında bağımsızlığını ilan etmesinden rahatsız olan Sırplar şehri ablukaya alarak 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük katliamın faili oldular. 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladiç komutasındaki Bosna Sırp Cumhuriyeti ordusu Srebrenica’ya girerek yalnızca 5 günde 8372 http://doludingin.com/wp-admin/post.php?post=730&action=editkişiyi katletti. Sırp askerleri cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak toplu mezarlara gömdü.

Savaşın üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen hala babalarının, dedelerinin, evlatlarının cesetlerine ulaşamamış Boşnaklar var. Her yıl toplu mezarlar açılıp DNA testleri ile kimlik tespiti yapılmaya çalışılıyor. Ve her geçen zaman daha da kanatıyor yaralarını.

Bosna katliamı sırasında henüz 7-8 yaşlarında bir çocuktum. Televizyon ekranında şahit olduğum bu görüntüler çocuk aklımla anlayabileceğim türden şeyler değildi. İnsanlar neden savaşıp birbirlerini öldürsünler ki? Bu çok saçmaydı. Fakat o katliamda savaşın ne olduğunu bilmeyen binlerce çocuk ya katledilmişti ya da 3.5 yıl süren kuşatmada mahzenlerde saklanarak kıtlık içinde yaşamak zorunda kalmıştı. Hem de tüm dünyanın seyir alanında.
Yıllar sonra Bosna’ya gitmek, o topraklara ayak basmak nasip oldu. Katliamın üzerinden 20 seneye yakın süre geçmişti. Açıkçası yemyeşil bir doğanın kucağına kurulmuş turistik bir şehir görmeyi bekliyordum. Lakin Boşnaklar ilk cumhurbaşkanları Aliya İzzetbegoviç’in sözlerine sadık kalmışlardı.
“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Yaşadıkları katliamı unutmamak için mermilerin delik deşik ettiği evleri, tarumar ettiği sokakları aynı şekilde muhafaza etmekteydiler. Bu yalnız unutmamak değil, her an aynı acıları hissetmek demekti. Saraybosna’da Srebrenica Exhibition (Srebrenica Müzesi)’a gittiğimde yaşanan katliamın fotoğraf ve belgesellerini izledim. Gördüklerim sayıların diliyle konuştuğumuz acıların çok çok ötesindeydi. Gözyaşlarına boğulduğum o müzede kalbimin nasıl olup da durmadığına hayret ediyorum. Ne var ki benim yıllar sonra yalnızca şahit olduğum acılar birileri tarafından gerçekten yaşanmıştı!

Bu kadar büyük bir katliam sonrası nasıl olur da Sırpların ve Boşnakların bir arada yaşayabildiğini merak ettim. Rehberimiz, Boşnak ve Sırp gençleri arasında bazen ufak tefek kavgalar çıktığını ama bunların ciddi bir boyutta olmadıklarını söyledi. Eğer şu an barış içinde yaşanıyorsa bu tamamen Boşnak insanının sabrının ve güzel ahlakının tecellisidir. Boşnak yazar Emine Seçeroviç Kaşlı Bosna katliamını anlattığı “Kurşunların da Rengi Var” kitabında “O kızgınlığın, düşüncelerin dönülmez bir nefrete dönüşmemesini, içimdeki inanca borçluyum.” der. Bu sözler yalnız yazarın değil koca bir milletin hasletidir aslında. “Onlar bize ne yaparlarsa yapsınlar, biz onlara benzememeliyiz. Cezalarını da biz veremeyiz.” derler. Bu sözlerde bir milletin yüce gönüllülüğü kadar Rab’lerine teslimiyetleri de vardır. Ve muhakkak ki ibret alanlar için çok daha fazlası.

Bosna sokaklarında insanların Boşnak mı yoksa Sırp mı olduklarını ayırmak neredeyse imkânsızdır. Bu ayrımı kendileri de ancak isimleri ile yapabilmekteymiş. Müslüman bir isimse Boşnak, Hristiyan bir isimse Sırp. Bir elmanın iki yarısı gibi birbirine benzeyen ve iç içe yaşayan bu iki milletin düşmanlığının ne kadar anlamsız olduğu ümit ederim ki gençleri tarafından da bilinir, milliyetçilik adı altında militanlık pompalanıp yeni zulümlere sebebiyet verilmez.

Melike Çelik
instagram: @mlkcelik

(Bu yazı ilk olarak 14.07.2017 tarihinde Kayseri Hakimiyet Gazetesinde yayınlanmıştır.)

(Visited 78 times, 1 visits today)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *