HATA NEREDE?

By in Hayat on 10 September 2017

Bir sorunla karşılaştığımızda toplum olarak ilk yaptığımız davranış, kusurun bizde olmadığını iddia etmektir.

Yaşanan olayı bir an dahi düşünmeden hemen karşımızdakini ya da diğer dış etkenleri suçlamaya başlarız.  Bu özellik gen haritamıza işlenmiş gibi yediden yetmişe hepimizde aynıdır.

Yapılan bir araştırma davranışlarımızın sebebini kendimizde mi yoksa çevremizde mi aradığımızın cevabını kültürel kimliğimizde bulmuştur.

Seattle Pacific University’de klinik psikolog olan Amy Mezulis’in 2004’te yaptığı araştırma için dünyanın dört bir yanında toplam 266 çalışma yapıldı. Katılımcılara, elde ettikleri bir başarının ve başarısızlığın ana kaynağının ne olduğu soruldu.

Sonuçlar aslında dünyadaki kültürel çizgileri tekrardan belirlemişti. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Ülkeleri, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki katılımcılar başarı yüzdesinin neredeyse hepsini kendilerine ayırıyorlardı. Asya kökenli kültürlerde, örneğin Japonya, Çin, Pasifik Adaları ve Hindistan’da başarının kollektif bir işin sonucu olduğu söyleniyor, hatta yerinde kim olursa olsun, arkasında bu denli bir toplumsal destekle aynı sonucu alabileceği üzerine düşünceler aktarılıyordu.

Peki başarısızlıkta ne oluyordu? İnsanlar başarısız olduklarında bunun sebebini kime yüklemekteydiler? Kültür şemsiyesi altında incelendiğinde, batılı sistemde bireyler çoğunlukla başarısızlığı hemen dışarıda arıyorlar, Asya bloğunda ise tahmin edileceği üzere, müsebbibi kendileri oluyordu.

Kısaca, batı kültürü başarıyı bireysel, başarısızlığı toplumsal olarak nitelendirirken; Asya kültürü başarıyı toplumsal, başarısızlığı ise bireysel olarak ele almaktadır. (Kaynak:sosyalpsikolojiagi.org)

Kendi toplumumuza baktığımızda, bu anlamda da batılılaştığımızı görüyorum. Daha ufacık yaşlardayken kafasını masaya vuran çoçuğa masayı dövdürerek suçun sebebinin kendisinde  değil her zaman başka yerlerde olduğunu aramasını çocuğun zihnine kodluyoruz. Oysa, suçu kendisi yerine her zaman başkasında aramak hem kişisel hem toplumsal boyutta ciddi zararlara yol açmaktadır. Birey, kendi vicdanını rahatlatmak ve sorumluluklarından kaçmanın yolunu bu sayede elde ederken aslında zayıf bir kişiliğe kendisini hapsetmektedir.  Bu bireyler hatalarından ders alabilme yetisine sahip olamadıkları gibi kendilerine ve çevrelerine eleştirel gözle de bakamamaktadırlar.

Hatayı her zaman başkasında arayan bireyler ikili ilişkilerinde de sorunlar yaşamakta ve empati kurmakta zorlanmaktadırlar. Böyle bireylerin yönetimindeki topluluklar da geri kalmaya mahkumdur.

Emevi döneminin zalim diye bilinen ünlü Irak valisi Haccac’a alimlerden biri çıkışmış:

‘’Ne kötü bir yöneticisin sen? Hz. Ömer’in adaleti nerde, senin bunca zulmün nerde? Birazcık da iyilik üzerine olamaz mısın?’’

Haccac şöyle cevaplamış:

‘’Benden Ömer adaleti isteyen önce kendine baksın! Siz Ömer’in yanındaki Ashab-ı Kiram gibi olsaydınız ben zaten Ömer olmak zorunda kalırdım.” (Kaynak: İskender Pala – Mesela)

Toplumsal gelişme bireyle başlar. Herkes sorunu kendisinde arasa ve düzeltme yoluna gitse çok daha mutlu ve huzurlu toplumlar olur. Konfüçyus’a göre en büyük kusur, insanın kendi kusurlarını bulup bunları düzeltmeye çalışmamasıdır.

Melike Çelik
instagram:@mlkcelik

 

(Bu yazı ilk olarak 05.08.2017 tarihinde Kayseri Hakimiyet Gazetesinde yayınlanmıştır.)

 

 

 

(Visited 88 times, 1 visits today)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *